| |
SINAV KAYGISI
(22 Mayıs 2003,Radyo Programı)
Yaşar
KUZUCU Psikolojik Danışman Mamak RAM
1. Kaygı nedir? Sınav kaygısı için neler söyleyebilirsiniz?
Kaygı genel anlamda psikolojik ve çevresel olaylara karşı gösterilen
duygusal bir reaksiyon olarak tanımlanmaktadır. Belirli sınırlar içinde
kalmak koşuluyla evrensel ve normal bir duygu olarak kabul edilir. Ancak
kaygı yaşantısının hoş olmama özelliği bu kavramı olumsuzlaştırmış ve
bazı araştırmacıların kaygı reaksiyonunu normal davranışlardan çok normal
olmayan davranışlar grubunda incelemesine neden olmuştur. Hem normal hem
de patolojik insan davranışlarında önemli bir yerinin olması kaygıyı psikolojide
çok incelenen davranışlardan biri haline getirmiştir.
Günlük hayatta kaygı ya da anksiyete terimi çoğu zaman korku, endişe ve
huzursuzluk gibi kavramlarla ifade edilen bir durumu tanımlamaktadır.
Hatta çaresizlik ve tedirginlik gibi bazı duyguları da beraberinde taşır.
Kaygı korkuya benzer bir durum olmakla birlikte sorunun ya da kaynağın
belirsizliği, şiddeti ve süresi bakımından korkudan farklılaşır. Kaygı
yaşayan kişi kaygıyı kötü bir şey olacakmış endişesi ile huzursuzluk ve
yorgunluk gibi belirtilerden, baş ağrısı, nefes darlığı, terleme gibi
yakınmalara kadar pek çok şekilde tanımlar.
Bazı kimseler karşılaştıkları her durum ve ortamda kaygılanma eğilimindedirler.
Bu kişiler için birisiyle karşılaşmak veya tanışmak, okula veya işyerine
gitmek, bir toplantıya katılmak veya alışveriş yapmak kaygı vericidir.
Yaşanan bu yaygın kaygıya genel ya da sürekli kaygı adı verilmektedir.
Bu kaygının kişiye verdiği rahatsızlık, olayın kişi için taşıdığı anlamdan
kaynaklanmaktadır. Kişinin özdeğerinin tehdit edildiğini sanması ya da
içinde bulunduğu durumu stresli olarak algılaması kaygıya yolaçmaktadır.
Kişinin, tehlikeli koşulların ortaya çıkardığı geçici duruma bağlı olarak
duyduğu kaygı ise durumluk ya da özgül kaygı olarak tanımlanmaktadır.
Bu kaygı sadece belirli durumlarda yaşanır. Kaygı uyandırıcı durumlar
ortadan kalktığında kaygıda kaybolur. Örneğin sınav kaygısı durumluk/özgül
bir kaygıdır ve günümüzde sınavlarından geçmek zorunda olan öğrenciler
arasında sık görülür. Başta başarısızlık olmak üzere pek çok soruna yol
açar. Durumluk/özgül kaygı tepkileri sınav uyaranlarının yapısına ve kişinin
geçmiş yaşantıları yorumlamasına bağlı olarak değişir.
2. Sınav kaygısının özellikleri
nelerdir?
* Kaygı, gelecekteki olaylara
tasalanmak olarak kabul edilir. Bir öğrenciyi sınavı için fazladan yarım
saat çalışmaya zorlayan da bu kaygıdır. Ancak çok fazla kaygı yaşamı olumsuz
etkiler. Yarardan çok zarar getirmeye başladığında ne yapılacağını bilmek,
bu güçlü duyguyu kontrol etme konusunda bireylere yardımcı olur.
*Öğrencilerin yeteneklerini
dikkate alarak yapılan çalışmalar, az kaygılı öğrencilerin çok kaygılı
öğrencilere göre daha başarılı olduklarını göstermektedir.
*Sınav kaygısı, sınavın öncesinden
başlayıp sınav anında ve sınav sonrasında devam eden bir süreçtir. Aşağıda
bu süreç ele alınmıştır:
Sınav Öncesinde
*Sınav uyaranları koşullu
uyaranlar oldukları için anlamları kişinin daha önceki deneyimlerine bağlıdır.
Birey "başarılı olsam da olmasam da bu benim için bir tecrübe olacak,
kendimi tanıyacağım ve her ne olursa olsun bir şeyler öğreneceğim"
şeklinde düşünüyorsa sınava olumlu bir olay olarak yaklaşabilir. Bunun
karşıtı olarak birey "başarısız olursam kimse bana saygı duymayacak,
ailemin gözünde değerim kalmayacak" biçiminde düşünüyorsa sınava
yaklaşımı olumsuz olacaktır. Sınav kaygısı yüksek olan bireyler başka
yorumlar yapmak olası olduğu halde, doğruluğunu sınamadan olumsuz düşünceleri
temel gerçekler gibi kabul etme eğilimindedirler.
*Araştırmalar yüksek sınav
kaygılı bireylerin ifade ettikleri kuruntuların bir kişilik özelliği olmadığını,
kişinin sınav konusundaki yetersizliklerinden kaynaklandığı göstermektedir.
Bu bireylerin problemi sadece bilgiyi sınav sırasında hatırlamak değil,
sınavdan önce bilginin yetersiz öğrenilmesidir. Nitekim araştırmalar yüksek
sınav kaygılı öğrencilerin öğrenmeyi sağlayan çalışma alışkanlıklarından
ders materyalini öğrenme, okurken önemli yerleri seçme ve bilgiyi kodlamada
yetersizlikleri olduğunu göstermektedir. Araştırmalarda düşük sınav kaygılı
bireylerin daha etkili çalışma alışkanlıklarına sahip oldukları ve akademik
görevleri ertelemekten kaçındıkları da görülmektedir. Buna göre yüksek
kaygılı bireylerin sınav performansı bir ölçüde sınav öncesi yanlışlardan
kaynaklanmaktadır.
*Yüksek sınav kaygılı bireylerin,
çalışma alışkanlıklarındaki yetersizliklerinin yanı sıra sınav becerileri
ve akademik yetenekler açısından da düşük sınav kaygılı bireylere göre
daha zayıf oldukları saptanmıştır. Akademik yetenek başarıya etki eden
bir ortak değişken olarak kullanıldığında sınav kaygısı başarıda bir farklılık
oluşturmamaktadır. Diğer bir ifadeyle akademik yetenekleri aynı olan sınav
kaygısı düşük ve yüksek öğrenciler arasında başarı açısından fark bulunamamıştır.
*Basit konuların öğrenilmesinde
yüksek, karmaşık konuların öğrenilmesinde ise düşük kaygı önemli rol oynamaktadır.
Öğrenme karmaşıklaştıkça ve öğrenme süresi uzadıkça yüksek kaygı düzeyindeki
kişiler için öğrenme zorlaşmaktayken, düşük kaygı düzeyinde olanların
başarısı yükselmektedir. Çünkü öğrenme sırasındaki stres verici şartlar
yüksek kaygı düzeyindekilerin başarısını düşürmektedir.
*Öğrencilerin yeteneklerinin
üzerinde akademik başarıya ulaşmak istemeleri kaygı düzeylerini arttırmaktadır.
*Öğrenilmiş çaresizlik yaşayan
öğrencilerin de başarı seviyelerinin düşük olduğu görülmektedir. Hem sınav
kaygısı hem de öğrenilmiş çaresizlik başarıyı oluşturan bilişsel süreçleri
içerir. Öğrenilmiş çaresizlik yaşayan kişiler de sınav kaygısı yaşayan
kişiler gibi yoğun başarısızlık beklentisi yaşarlar. Kaygılı bireyler
başkalarını değil kendilerini, belli bir konuyu değil bütünü, değişmeyen
yanlarını değil değişen yanlarını değerlendirirler. Bu durum öğrenilmiş
çaresizlik yaşayan kişiler için de benzerdir. Çünkü bu kişiler de başarılarını
dışsal faktörlere, özel ve değişmeyen nedenlere bağlarken, başarısızlıklarını
içsel, genel ve değişebilir nedenlere bağlamaktadır.
Sınav Esnasında
*Sınav kaygısının performansı
aktif olarak düşürdüğü, önceden öğrenilmiş bilgileri bloke ettiği ve performansı
geçici olarak engellediği görülmektedir. Yüksek sınav kaygılı öğrencilerin
stresi yüksek sınav koşullarında kaygı düzeyleri yükselmekte, yeteneklerine
ve sınava olumsuz değer biçtikleri görülmektedir.
*Sınav kaygısında iki farklı
unsur söz konusudur. Bunlardan biri duygusallık olarak adlandırılan sınav
esnasındaki strese psikolojik tepki vermeyi gösteren, bu nedenle de performans
beklentisiyle ilişkili olmayan unsurdur. Diğeri ise nihai başarısızlık
beklentisini ortaya çıkaran, başarı performansına ilişkin önyargıları
içeren ve kendine güven eksikliği olarak adlandırılan bilişsel unsurdur.
İnsanlar değerlendirildikleri ortamlarda dikkatlerini kendi üzerlerine
odaklama eğilimindedirler. Kendi üzerine aşırı odaklanma tek başına performansı
etkilemez. Performans beklentilere de bağlıdır, birey başarı bekliyorsa
kendi üzerine odaklanması sınav ortamının beklentilerini karşılama eğilimini
arttırarak performansı yükseltir. Buna karşılık birey başarısızlık bekliyorsa
bu durum sınavla ilgili tüm uğraşlardan zihinsel olarak geri çekilip performansının
düşmesine yol açar. Kaygının aynı düzeyi bazı bireylerde performansı yükseltirken
bazı bireylerde düşürür. Sınav kaygısındaki bilişsel unsurların performansı
bozduğunu ve başarısızlık beklentisini ortaya çıkardığı görülmektedir.
Sınav üzerinde düşünme ve kendini olumlu değerlendirme, zihinsel performansı
arttırıp sınavı kolaylaştırırken, sınav dışı düşünceler, sınavın varolan
ipuçlarını kullanamama, kendine odaklanma ve kendini olumsuz değerlendirme
performansı geriletir ve sınavı zorlaştırır.
*Sınav kaygısındaki bilişsel
ve duygusal unsurlar bazı araştırmalarda kuruntu ve heyecan boyutu olarak
tanımlanmaktadır. Sınav esnasında öğrencilerin güven eksikliğini yansıtan
zihinsel iç konuşmalar ve düşünceler kuruntu boyutunu, sınavın belirsizliğinden
dolayı artan fizyolojik değişmeler ise heyecan boyutunu oluşturur. Yüksek
sınav kaygısı ve sınav için yeterince hazırlanmadığını bilme kuruntuya
yol açarken, sınav becerisine sahip olma ve sınava iyi hazırlanma kuruntuyu
azaltır. Kuruntu yaşayan bireylerin sınavlar hakkındaki düşünceleri, bireyin
hata eğilimini arttırıcı niteliktedir. Kuruntu düzeyleri yüksek olan öğrencilerin
performansının, düşük olanlara göre önemli derecede azaldığı görülmektedir.
Sınav performansı üzerinde heyecan düzeyinin ise kuruntu düzeyi kadar
etkisi bulunmamaktadır.
*Yüksek sınav kaygılı öğrenciler
sınavda geçen zamanı tahmin ettiklerinde, bu tahminin diğer kişilerin
tahmininden önemli derecede uzun olduğu, stres altında zihinlerinin karıştığı,
zamanı kötü kullandıkları için performanslarının düştüğü görülmektedir.
*Kaygı düzeyi yüksek olan
kişiler, başkalarının bulunduğu ortamda kötü öğrenme performansı göstermektedirler.
Bu kişilerin bir gözlemcinin bulunduğu ortamda, basit malzemelerin öğrenilmesinde
dahi başarısız oldukları, buna karşılık kaygı düzeyi düşük kişilerin ister
başkaları ile birlikte ister yalnız olsunlar başarı düzeylerinin aynı
kaldığı bulunmuştur.
Sınav Sonrasında
*Yüksek sınav kaygılı bireylerin
başarısızlık nedenlerini içsel faktörlere, düşük sınav kaygılı bireylerin
ise dışsal faktörlere yükledikleri bulunmuştur. Bununla birlikte yüksek
sınav kaygılı bireyler başarısızlıklarının sorumluluğunu almaktan kendilerini
korumak için zaman zaman sınav kaygısına ilişkin yakınmaları kullanmaktadırlar.
Yetersiz performansları için sınav kaygısını mazeret olarak kullanmaları
engellendiğinde bireyler başarısızlıklarını yeterince çaba göstermemeye
bağlayarak mazeret bulmaktadırlar. Çünkü yeterince çaba gösterememiş olmak
da, kaygılı olmak gibi kişinin benlik değeri için yeteneksiz olmaktan
daha az zarar vericidir.
3.Sınav kaygısının nedenleri nelerdir?
Kişide kaygılı bir kişilik gelişmesine yolaçan başlıca unsurlar
şöyle sıralanabilir;
*Çocuk adaletsiz ve anlayışsız
olan değiştiremeyeceği bir çevreye karşı kendini savunma durumuna düştüğünde
ve bu yüzden kendine güvenini yitirdiğinde kaygı ortaya çıkmaktadır.
*Anne babanın reddedici ve
küçük düşürücü tutumları, çocukta kaygı ve güvensizlik duygularına yol
açar. Yargılamanın ve eleştirinin yoğun olduğu bir çevrenin varlığı kaygı
yaratabilmektedir.
*Otoriter anne baba tutumunun
sınav kaygısının oluşmasında etkili olduğu, bu anne babaların çocuklarının
sınav öncesi durumluk kaygı ve sürekli kaygı düzeylerinin yükseldiği,
sınav sonrası durumluk kaygının düştüğü ancak sürekli kaygının azalmadığı
gözlenmektedir.
*Kaygı çocuğun yakın çevresinde
kaygılı insanların varlığı ile de gelişir. Kendileri kaygılı olan ve farkında
olmadan çocuklarına kaygılı olmayı öğreten ana baba tutumları vardır.
Bu tutumlar özellikle ergenlik döneminde daha ciddi sorunlara neden olur.
*Ana babanın beklentilerinin
çocuk için ulaşılmaz olması çocukta kaygı yaratır. Araştırmalar çocuklarda
görülen sınav kaygısının önemli oranda okul çalışmalarında anne babanın
yüksek beklentilerine uygun bir başarıya ulaşamama korkusundan kaynaklandığını
göstermektedir. Bu çocukların yetişkin yaşamlarında genellikle hırslı,
kendine güveni olmayan ve başarılı olmak için sürekli çabalayan insanlar
oldukları görülmektedir. Ayrıca güven ve yeterlilik duyguları az olduğundan,
en küçük bir yenilgi olasılığında gerçek durumla orantısız bir kaygı gösterirler.
*Bizim kültürümüzde aile
içi beklenti düzeyi olması gerekenden daha yüksektir. Özellikle annelerin
başarıya yönelik duygusal beklentileri çocukların üzerinde baskı oluşturacak
kadar yoğundur. Beklenti odağının ailenin şerefi olması da bir başka önemli
noktadır. Çocuğun başarısı ve başarısızlığı ailenin başarısı ya da başarısızlığı
olarak görüldüğü müddetçe çocuğun kaygısı artmaktadır.
*Geleneksel aile yapısında
yüksek beklenti anneden geldiğinde çocukta kaygı ve kendine güvensizlik
duyguları oluşurken, yüksek beklenti otoriteyi temsil eden babadan geldiğinde
çocuğun benliğini tehdit edici bir unsur olmakta ve çocuğun kendisini
çaresiz hissetmesine yol açmaktadır.
*Aile içi beklentilerin bir
özelliği kıyaslamalı örneklere açık olmasıdır. Tanınan birisinin, çocuğun
bir arkadaşının, başarılı bir ağabey ya da ablanın model seçilip onunla
karşılaştırma yapılması önemli bir baskı oluşturabilir.
*Araştırmalar benlik saygısı
yüksek kişilerin düşük olanlara kıyasla, daha düşük kaygı düzeyine sahip
olduklarını göstermektedir. Özellikle zorluğa karşı koyma ve onunla başedebilme
konusunda kendine güvenli kişiler daha az kaygılanmaktadır.
*Sınav kaygısı yüksek olan
bireyler herhangi bir sınav ya da değerlendirme durumunda özvarlıklarının
tehdit edildiği korkusuna kapılırlar. Yalnızca sınavda değil, grup içinde
konuşma, soru sorma, sorulara cevap verme ve tartışmalara katılma gibi
etkinliklerde de kaygılı ve heyecanlı olurlar. Bu bireylerin kendilerine
dönük olumsuz düşünceleri dikkatlerinin kolayca dağılmasına neden olur.
*Zaman zaman öğrencide aşırı
kaygı meydana getirerek onun başarısız olmasını sağlayan etken, öğrenilecek
materyalin çok zor olması değil, o olayın öğrenci için taşıdığı anlamdır.
Kaygılı öğrenciler öğrenmenin ölçüldüğü sınavlarda kendi kişiliklerinin
değerlendirildiğini düşünür. Bu şekilde yapılan bir değerlendirme beden
kimyasında bir takım değişikliklere yol açar. Ortaya çıkan kaygı akıl
yürütme ve soyut düşünme yönündeki zihinsel faaliyetleri bozar. Bu etkileri
nedeniyle de öğrencinin sınava yüklediği anlam başarısızlığa yol açan
en önemli faktörlerden biridir.
*Yapılan araştırmalarda yüksek
sınav kaygılı öğrencilerin genelde dıştan denetimli oldukları, kendileri
ile ilgili daha fazla olumsuz düşünce belirttikleri görülmektedir. Diğer
yandan dıştan denetimlilerle karşılaştırıldıklarında içten denetimli öğrencilerin
akademik becerilerde daha fazla zaman harcadıkları, okul başarılarının
daha yüksek olduğu, toplumsal olaylarda daha aktif davrandıkları görülmektedir.
Denetim odağının oluşumunda anne ve babanın çocuk yetiştirme davranışlarının
önemli bir etkisi vardır. Bu etkinin bireyin iç denetimli olmasıyla, çocuklukta
anababanın ilgi ve şefkat göstermesi, amaçlarına ulaşmada yardımcı olması
ve tutarlı bir disiplin uygulamasıyla olumlu yönde, anababanın gerek fiziksel
gerekse duygusal olarak cezalandırması, başarı için baskı yapması ve aşırı
koruyucu tutumu ile olumsuz yönde ilişki gösterdiği görülmektedir.
*Tutarsız anne baba ya da
öğretmen davranışları kaygıyı arttırır.
*Arkadaşları tarafından reddedilme
korkusu kaygı yaratan bir diğer önemli faktördür.
*Öğrenilmiş çaresizlik yaşayan
öğrencilerin daha çok sınav kaygısı yaşadıkları görülmektedir.
4.Sınav kaygısında neler önerebilirsiniz?
* Kaygıyı çok
hafif hissetme ya da hiç duymama insanı çabasız kılarak üretken olmasını
engelleyebilir. Kaygısız bir girişimin başarı şansının düşük olduğu unutulmamalıdır.
Çok şiddetli kaygı ise kişinin fonksiyonlarını bozarak çaresizliğe yol
açabilir. Oysa kaygının bireyi yaratıcı ve üretken kılması da mümkündür.
Bu da ancak kaygıyı anlamak ve onu kontrol altına alabilmek ile mümkündür.
*Çocuklarının her sorununu
çözmeyi kendi sorumluluğu sanan anne babalar aslında çocuklarının sorun
çözme gücünü engellemektedirler. Sonra da çocuklarının hiçbir sorununu
çözemediğinden yakınmakta ve kendi yanlışlarını görememektedirler. Aileler
çocukları için yaptıklarını bir yükümlülük haline sokmak yerine, geleceğin
onların sorumluluğu olduğunu söyleyerek uyarı görevlerini yerine getirdiklerinde
onlara daha iyi destek olmaktadırlar.
*Anne babalar kendilerini
kaygılandıran sorunlarla etkili bir şekilde nasıl başa çıktıklarını göstererek
bu konuda çocuklarına model olabilirler.
*Çocuk kendisini kaygılandıran
konular hakkında açıkça konuşmaya teşvik edilebilir. Çocuğun hissettiği
çaresizlik çoğu zaman kaygının temel nedenlerinden biridir ve en zor problemlerin
bile çözümü olduğunu bilmek bu çaresizlik duygusunu yok etmek için iyi
bir adım olabilir.
*Çocuk konuşurken konuşması
asla bölünmemeli ve onun adına konuşulmamalıdır. Çocuk söylediği veya
hissettiği şeyler için sorgulanmamalı, "bu şekilde hissetmemelisin"
diyerek duyguları düzeltilmeye çalışılmamalıdır.
*Çocuğa, sınavların onun
kişiliğini değerlendiren bir ölçü olmadığı, kazanmak kadar kaybetmenin
de hayatın bir parçası olduğu anlatılmalıdır.
*Çocuğun alıştığı çevre koşullarının
ortadan kalkması ya da yaşanan belirsizlikler kaygılanmasına neden olabilmektedir.
Bu nedenle ister evde ister okulda olsun çocuğun kestiremeyeceği tutum
farklılıklarından ve sürekli olumsuz eleştiri, ceza tehdidi gibi davranışlardan
kaçınılmalı, çocuğun kendini güvende hissetmesi için çaba sarfedilmelidir.
*Çocuğun olumsuz yanları
kadar olumlu yanlarını görmek, onun kendisine böyle bakmasını kolaylaştırır.
Olumlu düşüncenin başarıyı, olumsuz düşüncenin de başarısızlığı arttırdığı
unutulmadan pozitif düşünmenin yararları aile tarafından çocuğa hissettirilmelidir.
*Çevreye ilişkin olumsuz
algı kaygıyı yükseltirken, güven verici algılanan çevre kaygıyı azaltabilmektedir.
Çocuğun kendine huzur veren insanlarla vakit geçirmesine, kaygılandıran,
tedirgin eden insanlardan uzak durmasına dikkat edilmelidir. Böylece çocuğun
başkalarının olumsuz telkinleriyle kaygıya kapılması ya da kaygısının
daha da artması bir dereceye kadar engellenebilir.
*Aileler sınav endeksli eğitim
karşısında çaresiz kalmaktadırlar. Bu yolun doğru olmadığını bilen aileler
bile sonuçta çocuklarını sınava hazırlamayarak onların geleceklerini tehlikeye
atmanın sorumluluğu nedeniyle aynı kulvara girmek zorunda kalmaktadır.
Önemli olan beklentilerin her sonuca açık olması, kıyaslamalardan uzak
olması ve çocuğun çabasına odaklı olmasıdır. Aile içi beklentiler gerçeğe
uygun olduğu zaman güç verici olmaktadır. Hiç beklenti olmaması ise çocuğun
motivasyonunu düşürmektedir.
*Sınav öncesinde beklentilerin
önceliği düzenlenmelidir. En çok strese yol açan beklentiler aile beklentileridir.
Anne babaların yüksek bir beklenti içinde olması çocukların stresini arttırarak
başarıya yönelik performanslarını düşürmektedir. Öğrenci bilişsel ve duygusal
olarak aileye karşı sorumluluk hissetmektedir. Bu elbette doğru bir sorumluluktur.
Ancak bu sorumluluğun dozunu yükseltip "kazanamazsam ailemin yüzüne
nasıl bakarım" gibi bir kaygı, stresi arttırır. Bu yüzden beklentiler
yeniden düzenlenmelidir. Öncelikli sorumluluk öğrencinin kendine karşı
sorumluluğudur. Öğrenci önce kendisiyle başbaşa kalarak durumu değerlendirmelidir.
*Sınav kaygısını yenmenin
en önemli yollarından biride okumaktır. Okumak kendine olan güveni artırdığı
için kaygıyı azaltır. Anne babanın çocuğun okuma davranışını kazanmasında
birinci derecede model olarak önemli bir etkisi vardır.
|