| |
OKUL
KORKUSU
(13 Şubat 2003,Radyo Programı)
Yaşar
KUZUCU Psikolojik Danışman Mamak RAM
1. Okul
Korkusunu tanımlar mısınız?
Korku da diğer duygular gibi yaşamın bir parçasıdır ve çocuklarda
sık rastlanan bir tepkidir. Normal korkular çocuğun çevresine uyum sağlamasının
bir yoludur. Bir yanıyla da çocukların güvende olmalarını sağlar.
Çevresini henüz tanımayan, etrafında olup bitenlerden pek haberdar olmayan
küçük bir bebeğin tanımadığı şeylerden korkması çok doğaldır. Yaşla birlikte
yaşanan korkuların içeriği de değişmektedir. Bebek özellikle anne babası
yanında olmadığında ya da onları göremediğinde kendisini terk ettiklerini
düşünerek korkar. Yaşı 1,5-2'yi aştığında anne babası yanında olmayınca
terk edildiği düşüncesi yerini onları kaybedeceği düşüncesine bırakır.
2-6 yaş arasındaki okul öncesi çocuklar ise en çok korku yaşayan gruptur.
Bunun nedeni korkuların gelişiminin toplumsal gelişim ve kişilik gelişimi
kadar bilişsel gelişimle de ilgili olmasıdır.
Çocuklar bu yaşta henüz zihinsel olarak onlarla başedebilecek yeterlilikte
olmadıkları için soyut varlıklardan korkarlar. Bu dönem çocukları hayaletlerden,
devlerden, yalnız bırakılmaktan ve karanlıktan korkarlar. Daha büyük çocuklar
ise yaralanma gibi bedensel tehlike durumlarından korkarlar. Büyüdükçe
çevresini ve çevresinden gelecek tepkileri daha iyi değerlendiren çocukta
bu korkuların azalması beklenir. Çünkü çocuğun zihnen gelişmesi ve çevreyi
tanıma oranının artması korkulacak nesne ve durum sayısını azaltır. Ancak
anne ve babanın yanlış tutumları nedeniyle bu geçici korkular uzun yıllar
devam edebilir.
Bilinmeyene duyulan korku çocuğun gelişiminde beklenen normal bir durum
olsa da, aşırıya kaçtığında çocuğun yaşamını olumsuz olarak etkileyebilmektedir.
Okul korkusu çocuğun uyum sağlamasını engelleyen korkulardandır. Bu korku
her çocukta rastlanan bir durum olmayıp, ortaya çıkması halinde çocuğun
akademik yaşantısını olumsuz etkileyerek anne babayı çaresiz kılabilir.
2. Okul
korkusunu nasıl anlayabiliriz? Özellikleri nelerdir?
Okul korkusu okula
giden çocukların yaklaşık %2'sinde görülür.
Daha çok ilköğretime
başlandığı dönemde görülse de, yuvaya başlayan çocuklarda ve ergenlerde
de görülebilir. Ergenlerde belirtiler ilköğretime başlayan çocuktaki kadar
kuvvetli değildir. Yaş büyüdükçe görülme sıklığı hem azalmakta hem de
ortadan kalkması güçleşmektedir.
Bu çocuklar utangaç
davranırlar ve aile bireyleri dışındaki yabancı kişilerle sosyal ilişki
kurmakta güçlük çekerler. Bu nedenle arkadaş ilişkilerinde ve sosyal faaliyetlerde
etkin değildirler.
Ailelerine çok bağımlıdırlar.
Yanlarında anne ya da babaları olmadan sınıfa girmek istemezler.
Anne babalarından
ayrıldıklarında kendilerinin ya da ailelerinin başına kötü şeyler geleceğinden
korkarlar.
Okula gitmeyip evde
kaldıkları sürece mutludurlar.
Genelde başarı kaygıları
yüksek olan, uyumlu ve aşırı onay bekleyen çocuklardır.
Okul korkusu okuldan
kaçma ve okul fobisi ile karıştırılsa da hem belirtiler hem de davranışı
ortaya çıkartan etkenler farklıdır.
Okuldan kaçmada
okul korkusu yoktur. Bedensel yakınmalar çok seyrek görülür. Saldırgan
davranışlar ve umursamazlık vardır. Disiplin sorunu fazladır. Öğrenme
ve başarı motivasyonu genellikle düşüktür. Zeka normal ya da normalin
altındadır. Evde çocuğa karşı ilginin az olduğu sevgisiz bir ortam vardır.
Çocuğun okula gitmediğinden anne babanın haberi yoktur. Çünkü okula gitmediği
zaman genellikle evde kalmaz.
Okul fobisi yaşayan
çocukta çeşitli derecelerde psikosomatik belirtiler görülür. Bunlar; mide
bulantısı, karın ağrısı, kusma, baş dönmesi şeklindeki bedensel yakınmalardır.
Bu yakınmalar, sabahları okula gitmeden önce ya da pazar akşamları görülür.
Okula gitmeyeceği söylenince tüm yakınmalar biter. Bununla birlikte bazı
araştırmalar fobiyle birlikte depresyon, psikotik ya da zorlamalı nevroz
gibi psikolojik bozukluklarında ortaya çıkabildiğini göstermektedir. Okulda
disiplin sorunu yoktur. Öğrenme ve başarı motivasyonu genellikle yüksektir.
Zeka normal ya da normalin üstündedir.
3. Okul
korkusunun nedenleri nelerdir?
Anne Babaya Bağlı Nedenler
Korkuların büyük
çoğunluğu temel ihtiyaçların karşılanmamasından ya da karşılanmayacağı
endişesinden kaynaklanır. Bunların içinde bir çocuk için en büyük korku
anne babadan ayrı düşmek ve terkedilmektir. İhtiyaçlarını karşılayan,
güven, korunma ve ait olma duygusu sağlayan ana babasının kendisini bırakıp
gitme olasılığı çocuğu tedirgin eder ve korku verir. İlk yaşlarda daha
çok duyulan bu korku 4 yaşında doruğa varır. Daha sonra yavaş yavaş azalma
gösterir. Okul korkusunun temelinde de doğal korkuların en önemlisi olan
ana babadan ayrılma korkusu yatmaktadır.
Anne ve babayla
sıcak ilişkilerin kazandırdığı güven hissi ile çocuk kendi kendisine kararlar
verecek, hareketlerini kendi hedefleri doğrultusunda planlayacak olgunluğa
gelir. Ancak ailede anne baba geçimsizliği ve şiddet ortamı olduğu için
çocuklara gerekli sevgi gösterilemiyor ve taşıyabilecekleri yeterli sorumluluklar
verilemiyorsa özgüven eksikliğiyle beraber korkular ortaya çıkabilir.
Çocuk, anne babasının
yokluğunda kendisine ya da anne babasına bir şey olacağından korktuğu
için okula gitmek istemeyebilir.
Anne babanın kendilerine
ve çocuklarına bir şey olacağı konusunda yoğun kaygı duyması, özellikle
de annenin çocuğunun okula başlamasına ilişkin endişelerini yansıtması
çocukta okula karşı korku oluşturabilmektedir.
Boşanma, yeni bir
kardeşin doğumu, taşınma, maddi sorunlar, hastalık, yakın birinin ölümü
gibi stres yaratan olaylardan birinin ya da bir kaçının olması okul korkusunda
etkili olmaktadır. Okul korkusunda çoğu zaman asıl korkulan şey okul değil
anneden ayrılmaktır. Boşanma, annenin hastalanması, kardeş doğumu gibi
annenin ilgisini zorunlu olarak azaltan, çocuk için anneden ayrılma sayılabilecek
her türlü olay sorunu tetikleyebilmektedir.
Okul korkusunda
çocuğun anneye karşı geliştirdiği bağımlılık çok önemli rol oynamaktadır.
Anneye bağımlı çocukların annelerinin büyük bir bölümü de çocuklarına
bağımlıdır. Annelerin çocuklarına neden bağımlılık geliştirdiklerine gelince,
bunun arkasında bütün bir kültür vardır. Bu durum anne babaların kendi
annelerinde de aynı biçimde işlediği için anne çocuk bağımlılığı kültürümüz
içinde karşılıklı sevgi olarak benimsenmekte ve ödüllendirilmektedir.
Hatta sevgisini bağımlılık biçiminde göstermeyen anneler sosyal onay dışında
bırakılmakta, sevgisiz anne olarak nitelendirilmektedir.
Annelerin bağımlılık
geliştirmesinin arkasında kız çocuklarının geleneksel korkularla yetiştirilmesi
de vardır. Bu korkular nedeniyle kadın olma kimliğini kazanamayan, özgüveni
gelişmeyen, hep bir otoriteye (önce baba, sonra koca) bağımlı olarak davranması
istenen genç kızlar, güven eksikliklerini anne çocuk bağımlılığı geliştirerek
sürdürürler. Diğer bir ifadeyle anne birey olamadığı, güvensiz kaldığı
ve duygusal doyumu yeterince sağlayamadığı zaman çocuğuyla karşılıklı
bağımlılık geliştirmektedir. Bunun yanlış olduğunu anladığı zaman da bu
bağımlılıktan kurtulması zor olmaktadır.
Korkunun önemli
nedenlerinden bir diğeri anne babanın aşırı koruyucu tutumudur. Aşırı
koruyucu ve kollayıcı tutumda, çocuk sürekli olarak "aman düşersin,
hasta olursun, çocuklara sokulma döverler, sen karşıya geçemezsin dur
ben geçireyim" gibi uyarıları duyar. Çocuk adım atsa yanında biri
vardır ve yardıma hazırdır. Bu tutum çocukta her an her yerde tehlikelerle
karşı karşıya olduğu inancı oluşturur. Özgürlüğü bu denli kısıtlanmış
çocuk neyin tehlikeli, neyin tehlikesiz olduğunu öğrenme fırsatı bulamaz.
Denemeye fırsat verilmediği için kendine güveni gelişmemiş çocuk elbette
ilk denemelerinde düşer ya da ürkütücü bir durumla karşılaşır. Çocuğun
başına bir şey gelebilecek korkusuyla çocuğun üzerine çok düşmek çocukta
sadece hareket özgürlüğünü kısıtlamaz, çocuğun ürkek, pasif ve bağımlı
bir kişilik yapısı geliştirmesine de neden olur. Böylece çocuk okul korkusu
gibi diğer korku ve kaygılara daha açık hale gelir.
Annelerin bağımlılıkları
(onlar buna sevgi demektedir), babaların da çocuklarıyla gurur duymak
için (aile şerefi) çocuklarının yaşadığı her güçlüğü çözümlemeye çalışması,
çocuğun sorumluluk duygusunu ve sorun çözme yetisi kazanmasını engeller.
Bu durumdaki çocuk ve gençler daha güvensizdirler ve ciddi olaylar karşısında
paniğe kapılırlar. Her güçlükte yakınlarına başvurmakta, sorunu kendileri
çözme durumunda kaldıklarında da hata yapmaktan kurtulamamaktadırlar.
Toplumumuzda korkutma
bir çeşit eğitim ve disiplin aracı olarak kullanılmaktadır. Anne babanın
"Artık annen (baban) olmayacağım", "Annesiz (babasız) kal
da gör", "Beni böyle üzersen ölürüm, sen de annesiz kalırsın"
ya da "Seni sokağa atacağım" gibi korkutmaları çocuğun bilinçaltına
terkedilme korkusu yerleştirebilir. Terk edilip yalnız kalma endişesi
de, yaşamın sona ermesine duyulan endişeyle birleşerek çocukta psikolojik
sorunların oluşmasına zemin hazırlayabilir.
Korku genellikle
bir disiplin aracı olarak çok sık kullanılmaktadır. Uyumayan çocuğu "Bak
hav hav geliyor, seni yer", "Uslu durmazsan seni bekçiye, dilenciye
veririm" gibi konuşmalarla tehdit etmek ne yazık ki büyükler tarafından
sıkça kullanılmaktadır. Ancak çocuğa sessizce boyun eğdirme yolu olarak
etkili olan bu yöntem, çocukta korkuların yerleşmesine ve uyumsuzluğa
neden olabilmektedir.
Çocuğun okulda hırpalanmasına,
reddedilmesine veya kavga etmesine yol açacak sosyal becerileri okul öncesinde
kazanmaması okul korkusuna yol açabilmektedir.
Araştırmalar, sabah
yorgunluğunun şaşırtıcı sayıda okula karşı isteksizlik vakasına neden
olduğunu göstermektedir. Yetersiz uyku çocukluk çağında bitkinliğin en
önemli nedenlerinden biridir. Geç yatıp erken kalkan çocuklar yeterince
dinlenemezler.
Okula Bağlı Nedenler
Okul, çocukların
birbirleriyle sosyal ilişkiler kurmalarına olanak sağlayan bir yerdir.
Sınıfta arkadaşlarıyla konuşan, teneffüslerde de oyun oynayan çocuk ait
olma hissini tadar. Bu beklendiği gibi gitmez ve çocuğun hiç arkadaşı
olmazsa, yaşadığı izolasyon çocuğu üzer. Bu durumdan kaçınmak için de
okula gitmek istemez. Çocuk okulda yeniyse ve arkadaşlık kurmakta çekingen
davranıyorsa izolasyon daha çok görülür.
Okul başarısızlığı
okul korkusunun önemli nedenlerinden biridir. Çocuklar düşük performanslarından
utanırlar ve alay edilmekten kaçınmak için okula gitmek istemeyebilirler.
Okula gitmek istememe,
bazen önemli bir sınavda kötü bir not almadan sonra ortaya çıksa da, asıl
sorun çocuğun yaşadığı tekrarlanan başarısızlıklardır.
Performans endişesi
olan çocuklar için okuldan korkma bir sınavda 5 yerine 4 almak gibi küçük
nedenlerle başlayabilir. Bazı çocuklar yeterli olma konusunda çok endişeli
oldukları için küçük bir başarısızlığı bile kaldıramazlar.
Okul korkusu, dikkat
eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda da görülür. Bu çocuklar
sınıf düzeyini yakalamak için sürekli çabaladıklarından başarısızlık korkusu
yaşarlar.
Bunların dışında;
Duyarsız,
sürekli emir veren bir öğretmen ya da başka bir okul personeli,
Çocuğun kendini
tedirgin hissettiği sınıf içi oturma düzeni,
Çocuğun sesli okuma,
sınıf önünde ders anlatma ya da beden eğitimi gibi gerçekleştirmekte güçlük
çektiği etkinlikleri yapmaya zorlanması,
Şiddetin ve belirsizliğin
hüküm sürdüğü kötü bir okul ortamı,
Okulda ya da okul
yolunda fiziksel olarak tehdit edici bir yerin ya da kişilerin olması
okul korkusuna yol açabilmektedir.
4. Okul
korkusu olan çocuklar için anne-baba ve eğitimcilere neler önerebilirsiniz?
Anne Babaya Öneriler
Anne baba genel olarak
çocukta korkuya yol açabilecek davranış ve tutumlardan kaçınmalıdır.
Çocuğun kendisini terkedilmiş
ve yalnız hissetmesine yol açacak davranışlardan kaçınılmalıdır.
Çocuğa ayrılıkların doğal
olduğunu hissettirmek için çok küçük yaşlardan itibaren vedalaşmalar kısa
süreli tutulmalıdır.
Çocuğunun okulda rahat
edemeyecek kadar küçük olduğunu düşünerek endişelenen anne, farkında olmadan
çocuğuna onun okula gitmesini istemediğini belirten sinyaller verir (Çocuk
buna ağlayarak veya annesinin elini bırakmayarak tepki gösterir). Anne
bu endişesinin farkında olup bunlarla çocuğu olumsuz etkilememeye dikkat
etmelidir. Çocuğa güvenmek, onun yeni çevrelere uyum göstermesini kolaylaştırarak
ayrılmada yaşadığı zorluğun üstesinden gelmesini sağlar.
Çocuk için arkadaş toplantıları
düzenlemek ve ona yeni oyunlar öğretmek, çocuğun sosyal beceriler kazanmasını
sağlayarak anne babasına bağımlılığını azaltır.
Ödevlerini yaparken çocuğa
daha fazla zaman ayrılması, okul hazırlıklarının beraberce yapılması ve
ailenin tüm üyelerinin katıldığı neşeli kahvaltılar çocuğu rahatlatarak
korkusunu azaltabilir.
Çocuğun yeterince dinlenmiş
olmasına dikkat edilmelidir. Çünkü çocuk uykusunu alamadığı için okula
gitmek istemeyebilir. Akşamları saat 9'da yatmak okul çağındaki çocuklar
için uygundur. Çünkü bu çocuklar 9-10 saatlik uykuya ihtiyaç duyarlar.
Ergenlik çağındakilerin ise en az 8 saat uykuya ihtiyaçları vardır.
Çocuk korku sergiliyorsa,
belli yaşantılarla henüz başa çıkmayı bilmiyor demektir. Anne baba çocuğun
korkusunu anlamakta güçlük çekiyor olsa da çocukla ilgilenerek ona duygularının
değerli olduğunu göstermelidir.
Çocuğa, korkusunu ifade
etmesi için fırsat verilmelidir. Okuldan korkan bir çocuğa bunda korkulacak
bir şey olmadığını kanıtlamaya çalışmak yerine, çocuğun bu korkusunu anlamak
ve bunu yenmesi için ona zaman tanıyıp bu süreçte yalnız olmadığını hissettirmek
gerekir. Çocukların korkularını rahatça ifade edebilmeleri, sağlıklı büyümelerini
kolaylaştırır.
Çocuğa sempatiyle değil,
empatiyle yaklaşılmalıdır. Sempati duymak çocuğa, sizin ona korktuğu şeyi
yok edeceğiniz, bu nedenle korkmasında hiçbir sakınca olmadığı mesajını
vererek uzun vadede çocuğun tek başına korkuların üstesinden gelmesini
engelleyici bir etki yapar. Empatiyle yaklaşmak (kendini karşıdaki kişi
yerine koyup olaylara onun gözüyle bakarak onu anlamaya çalışmak) ise
hem sıkıntısını paylaşmasını hem de anlaşıldığını hissedip rahatlamasını
sağlar.
Korktuğu için okula gitmeyip
evde kalmasına izin vermek, çocuğun yaşamın bilinmeyenleriyle başa çıkmasını
zorlaştırır. Çocuğun korkusunu gidermek yerine korkusuyla kendi başına
başa çıkmasını öğretmek, gelecekteki korkularla başetmesini kolaylaştırır.
Çocuğun okula gitmesi konusunda
ailenin tüm fertleri tutarlı olmalıdır. Okula devam etmeyen çocuğun geri
dönme endişesi artar. Çocuk sınıf arkadaşlarından izole olur ve derslerinden
geri kalır. Yaşanan bu olumsuzluklar çocuğun okula dönmesini daha da zorlaştırır.
Sorunun çözümünde aile
ile okulun işbirliği içinde olması ve çocuğun kararlı bir tutumla okula
gönderilmesi çok önemlidir. Çocuğu onun için çok zor olan bir şeyi yapmaya
mecbur etmek anne baba için oldukça güç olabilir. Ancak okula gitme konusunda
ödün verilmemelidir. Çünkü bu çözümün yarısıdır. Hem okul içinde hem de
ailede gerekli önlemleri alıp çocuğun okula devam etmesini sağlamak ailenin
görevidir. Onun sıkıntı ve endişeleri kabul edilebilir, ama bunların onu
okuldan uzak tutmasına izin verilmemelidir.
Anne babanın çocuklarını
okuldan korktuğu için okula göndermeyip seneye göndermeyi düşünmesi sorunun
çözümünü gelecek yıla ertelemekten başka bir işe yaramaz.
Çocuk okuldan korksa da
gitmeye devam ediyorsa ödüllendirilmelidir.
Çocuk okula gitmek istemediği
için suçlanmamalıdır.
Çocuğun okula gitmekten
duyduğu korkuyla alay edilmemelidir.
Korkulardan kurtulması
için çocuğun tehdit edilmesi, onun korkulardan kurtulmasını sağlamayacağı
gibi yeni korkular edinmesine yol açabilir.
Çocuğu okulda tutmaya yönelik
her türlü baskıcı tutum çözüm sağlamadığı gibi sorunu daha da derinleştirebilir.
Çocuğun tepkisinin aileye, öğretmene ya da okumaya karşı olmadığı akılda
tutularak onu anlamaya çalışan sevecen bir tutumla yaklaşılmalıdır.
Çocuğa okulun amacı açıklanmalı,
okula gitmemesi halinde geri kalacağı çalışmalar ile bunun doğuracağı
sıkıntılar yumuşak bir dille anlatılmalıdır.
Anne babanın beklenti düzeyini
gerçekçi kılıp çocuğa zaman tanıması, çocuğun okul korkusunu yenmesini
kolaylaştırır.
Bütün çocuklar okula gitmeleri
için cesaretlendirilmeleri gereken bir dönemden geçerler. Çocuk en iyi
arkadaşıyla kavga etmiştir ya da zor bir dersin sınavından kötü not alacağını
düşünmektedir. Bazı çocuklar bütün yıl zorluk çekebilirler; öğretmenlerini
sevmezler ya da okulun tek yeni öğrencisidirler. İnsanların onlardan hem
akademik hem de sosyal bir çok beklentileri vardır. Tarih sınavında zayıf
not almaktan korkan, sivilceleri ve popülerliği konusunda endişe duyan
bir çocuğun okul hakkında pozitif düşünmesi çok zordur. Böyle durumlarda
yapılabilecek en iyi şey, çocuğa okula gitmesini sağlayacak kadar destek
ve cesaret vermektir.
Öğretmene Öneriler
Annelerin de okula gelmeleri
ve çocuk kendini rahat hissedinceye kadar, kısa bir süre sınıfta oturmaları
sağlanabilir.
Çocuğun okuldan uzak kalmamasına
çaba harcanmalıdır. Sınıfa girmiyorsa bile belli bir süre öğretmenler
odasında ya da okul bahçesinde durabilir.
Özendirme girişimleriyle
birlikte çocuğun gerekirse önce bir saat, sonra yarım gün ve daha sonra
da tam gün okula gelmesi sağlanabilir.
Çocuğun okulda kendini
terkedilmiş ve yalnız hissetmesine yol açacak davranışlardan kaçınılmalıdır.
Çocuğun kaygısı anlayışla
karşılanmalı, "numara yapıyorsun" gibi sözler söylenmemelidir.
Çünkü çocuk gerçekten kaygı duyuyor olabilir.
Okul korkusu olan çocuk,
sınıf içi çalışmalara katılmaya zorlanmadan kolaylıkla üstesinden gelebileceği
görevleri alması için yüreklendirilmelidir.
Öğretmenler sınıfta sıcak
bir ortam yaratarak endişe ve korku olasılığını azaltabilirler. Sınıf
öğretmenleri sıcak bir ortam yaratma ve öğrencilerin okula karşı duydukları
korkuların üstesinden gelme konusunda genelde başarılıdır.
Öğretmen arkadaşlık kurmada
güçlük çektiği için okula gitmek istemeyen çocukları arkadaş edinme veya
potansiyel dışlanmalarla başetme konusunda yönlendirebilir. Arkadaşlık
kurma güçlüğü okula nakille gelen çocuklarda daha sık görülür. Çünkü diğer
çocuklar yeni öğrenciye hoş geldin elini uzatmayabilir. Ama onun çıkışlarına
olumlu tepki verirler. Öğretmen grubun bu özelliğini kullanarak, yeni
öğrencinin kabulünü kolaylaştıran ortamlar yaratabilir
Öğretmen, derste ve teneffüslerde,
alayı ve korkutmayı engellemelidir. Alay ve korkutma gözle görülmeyecek
şeyler değildir. Dikkatli bir öğretmen bunu hemen farkeder. Çocuk alaya
alındığında, öğretmen sadece ona güven ve destek sağlamakla kalmamalı,
bunu yapan öğrenciyle de ilgilenilmelidir. Daha sonra intikam alınmasına
karşı da tetikte olmalıdır.
Öğretmenler ailelerin okulda
yeterli bakım ve eğitim olmadığı yolundaki inançlarını değiştirmek ve
aşırı koruyucu tutumları ortadan kaldırmak için yaptıkları çalışmalar
konusunda anne ve babalara bilgi vermelidir. Anne babalardaki olumsuz
inançlar kaybolduğunda çocuklar rahatlar ve daha okula gelmeden ev içindeki
kaygılı konuşmalara maruz kalmazlar.
Çocuklarda başarısızlık
korkusunun gelişip bunun okul korkusu olarak genellenmesinde, öğrenci
başarısızlığını kendi başarısızlığı olarak gören ve başarıyı sadece yüksek
notlara göre değerlendiren öğretmen tutumları da yatmaktadır. Bu inançtaki
öğretmenler başarıyı değerlendirme şekillerini yeniden gözden geçirmelidirler.
Öğretmenin çocuklara verdiği
tepkiler (kimisiyle konuşarak, kimisinin omzuna dokunarak) çocukların
okula uyum sağlamalarını kolaylaştırır. Deneyimli bir öğretmen ilk günün
sonunda hangi çocuğun konuşmaya ihtiyaç duyduğunu, hangisinin hazır oluncaya
kadar yalnız bırakılması gerektiğini bilir.
Psikolojik Danışmana Öneriler:
Öğrencilerin okula devamı
konusunda dikkatli olunmalıdır. Devamsızlık yapan öğrencilerin devamsızlık
nedeni belirlemeli, sorun okul korkusundan kaynaklanıyorsa buna yönelik
gerekli çalışmaları yapmalıdır.
Okul korkusu yaşayan çocuğun
ailesi ve öğretmeniyle görüşerek gerekli düzenlemelerin (anne babaya ve
öğretmene öneriler bölümünde ele alınmıştır) yapılmasına rehberlik edilebilir.
Okul ve eğitim süreciyle
ilgili ailelere bilgi verilebilir. Okulun güvenilir bir ortama sahip olduğunu
ve çocuğun okulda emin ellerde olduğunu bilen aile rahatlar. Ailenin rahat
olması çok önemlidir. Çünkü ailenin yaşadığı korku ve kaygı çocuğa çok
kolay geçmektedir.
Okula hazırlık toplantıları
yapmak yararlı olabilir. Bu toplantılarla birlikte hem anne babalara hem
çocuklara yönelik sosyal etkinlikler düzenlenebilir (tanışma çayı vb.).
Bu tür çalışmalarla çocukların okula alışması kolaylaşır.
Anne babalara normal ve
endişe verici ayrılma zorlukları hakkında bilgi verilebilir. En etkili
nasıl veda etmeleri gerektiğini öğreterek çocuğa ve ailesine ayrılma zorluklarının
üstesinden gelmede yardımcı olunabilir.
|