| |
KARDEŞ KISKANÇLIĞI
(27.02.2003, POLİS RADYOSU PROGAMI)
Elif ÇORUHLU, Psikolojik
Danışman,
Mamak Rehberlikve Araştırma Merkezi
Kıskançlık, sevilen kişinin başkasıyla paylaşılmasına katlanamamak
olarak ifade edilirse, sevginin varolduğu her yerde vardır. Çocuk için
en değerli varlık annedir. Bu yüzden onu başka biriyle paylaşmak kolay
dayanılır bir duygu değildir.
Kıskançlık kötü bir duygu mudur?
Kıskançlık insanoğlunun en doğal, en evrensel duygularından
birisidir. Kıskançlık sevilen kişinin başkasıyla paylaşılmasına katlanamamak
olduğuna göre, sevginin bulunduğu her yere girer. Ancak bu doğal duygu
insanı kemiren bir tutku olmaya başlayınca, sevgiyi gözeten bir duygu
olmaktan çıkar, sevgiyi yok eder. Çocuk için en değerli varlık anne olduğuna
göre onu başkalarıyla paylaşmak kolay değildir.
Annelerin de genelde "Birbirlerinden nefret ediyorlar, ne yapacağımı
şaşırdım" dediklerine şahit oluyoruz. Bu sözün altında şu yatıyor
"Kardeşler arasındaki kıskançlığın normal olduğunu biliyorum, ama
"ben" ne yapacağımı bilmiyorum". Demek ki yine yanlış veya
bilinçsiz ebeveyn tutumlarının soruna dönüştürdüğü, aslında çocuğun gelişimi
için "normal" bir gelişim ile karşı karşıyayız.
Kardeşler arasında rekabet olması, bir ödül için birbirleriyle yarışmaları
demektir. Burada ödül, anne ve babanın ilgisi, ve sevgisidir. Kardeş kıskançlığı
anne- baba için dayanılmaz olsa bile, çocukların hırs ve kıskançlık gibi
duygularla başa çıkabilmeleri açısından önemlidir. Sevgi, yorgunluk, başarı,
güven, kızgınlık gibi kıskançlık duygusu da çok normal bir duygudur. Çocuğun
hatta yetişkinlerin bile bu duyguyu hissetmelerinde bir yanlış yoktur.
Yanlış nerede? Yanlış olan nedir?
Yanlış olan, bu duygu ile başa çıkmada tercih edilen metotlardır. Anne-baba
olarak yapılması gereken, çocuğa kıskanç olmamayı öğretmek değil, kıskançlık
hissettiğini fark etmesini ve bu duygusunu nasıl ifade edebileceğini öğretmektir.
Bunun için ilk adım, anne-babanın bu duyguyu tanımaları ve kendilerinin
doğru tepkiler vermeleridir. Çünkü çocuklar sözlerden değil davranışlardan
öğrenmektedirler.
Bazı eğitimciler insana doğuşta verilen duyguları iyi ve kötü olmak
üzere iki gruba ayırırlar. Onlara göre, eğitimcinin görevi kötü duyguların
yerine iyi duyguları yerleştirmektir. Çoğu anne baba da aynı kanaattedir.
Çocuk eğitimine bu anlayışla yaklaştığımız zaman kötü olarak adlandırdığımız
duyguları kınama, yasaklama ve inkâr yolunu seçiyoruz. Bu duyguları ifade
eden çocuklarımıza, aynı ifadeleri tekrar etmemeleri için baskı uyguluyoruz.
Herhangi bir sebeple annesine kızan bir çocuğa, "Ne kadar ayıp, insan
anneye kızar mı! İyi çocuklar anneye kızmaz," diyoruz. Eğer bir anne
haksız yere çocuğunu cezalandırmış veya söz verdiği halde sözünü yerine
getirmemiş ise, çocuğun kızarak bu davranışı protesto etmesi kadar normal
bir şey var mıdır? Çocuğun haklı
öfkesini bastırmaya hakkımız yoktur.
Konumuz olan kıskançlık duygusu da insanın gelişmesi için gereklidir.
Bizden üstün olan insanları kıskanarak onların seviyesine yetişmek için
var gücümüzle çalışırız. Çocuk için de durum aynıdır. Daha önce kendisine
ait olan anne ve baba sevgisinin kardeşe yöneldiğini zanneder. Kıskandığı
kardeşinden daha üstün olmaya gayret eder, böylece anne babanın kardeşe
yönelen sevgi ve takdirini tekrar kendi tarafına çekmeye çalışır. Eğer
çocuğun kıskançlık duygusunu ifade etmesine izin vermez, kınama ve ayıplama
yoluna gidersek kendisini suçlu hissetmesine yol açmış oluruz. Bu durumda
çocuk, "Kıskanma kötü bir duygu ise, ben kötü bir çocuğum; çünkü
kardeşimi kıskanıyorum" şeklinde bir kanaat geliştirecektir. Kendisini
kötü hisseden bir çocuk, kardeşine iyi davranmayı düşünmeyecek, ona karşı
düşmanca duygular besleyecektir.
Kardeş kıskançlığı doğal bir duygudur, sevgi ve kıskançlık-nefret ara
ara yoğunlaşarak zaman içinde yoğunluğunu kaybeder. Kardeşini sevmek zorunda
değildir. Olumsuz duygular anlayışla karşılanmalı ve bu duyguları belirtmesi
yüreklendirilmelidir
NEDENLERİ:
*Sorun çoğunlukla, çocuklardan
değil, onlara nasıl davranacağını bilemeyen anne-baba tutumlarından kaynaklanmaktadır.
Ailedeki bir çok davranış çocuğu kıskançlık hissetmeye yönlendirebilir.
Örneğin, anne-babanın çocuklardan birini göz bebeği olarak belirlemesi,
çocuğu etiketlemeleri (birinden akıllı, diğerinden tembel olarak bahsetmek
gibi), kavgalarında taraf tutmak ya da yargıç görevi üstlenip yargılamak,
çocukları birbirleriyle karşılaştırmak, cinsiyet ayrımı yapmak, hataları
reddetmek, taraf tutmak,
farklılıkları reddetmek gibi…
*Kardeş kıskançlığı
genelde aileye yeni bir üye katıldığı zaman kendini gösterir. Kardeş çocuk
için zorlayıcı bir yaşam olayıdır. Gebeliğin ve yeni doğan çocuğun annede
oluşturduğu bedensel güçlükler ve yorgunluklar, çalışan annenin zamanının
önemli bir bölümünü çocuk bakımına ayırması gibi nedenler eve gelen bu
yabancı yüzündendir. Gelen çocuğun cinsiyetinin farklı olması, beceriksizliği,
yoğun bir ilgi ve bakıma gereksinimi olması onun daha çok sevildiği şeklinde
yorumlanmakta ve kıskançlık artmaktadır. Annenin yeni doğan bebekle birlikte
oluşacak güçlüklerini hafifletebilmek için çocuğun kreşe verilmesi ya
da odasının ayrılması gibi değişiklikler de bu duyguyu artıracak, yeni
uyum sorunlarına neden olacaktır. Kendi odasında yatan bir çocuğu, kıskanmasın
diye anne-babanın odasına almak ne kadar zararlıysa, anne ve babasıyla
yatan bir çocuğu, kardeşi doğduktan sonra kendi odasında yatırmak ta o
kadar zararlıdır. Benzer şekilde, anne ya da bakıcıyla büyüyen bir çocuğu,
yeni bebeğin doğumundan sonra anaokuluna vermek, çocuktaki evden atılma
duygusunu ve düşüncesini arttıracaktır. Evdeki her hangi bir değişiklik,
bu aşamada yeni bir bebek, bizler için olduğu kadar çocuklar için de bir
kriz dönemidir. Yeni bebeğe ve yeni kurallara adapte zaten zordur. Bu
yüzden, çocuğun hayatında başka radikal değişiklikler yapmak ona zarar
verecektir.
Kardeşini kıskanmayan çocuk var mıdır?
Kardeşini kıskanmayan çocuk yoktur. Eğer bu gerçeği bilirsek, kardeş
kıskançlığını önlemek için göstereceğimiz tüm çabaların boşa gideceğini
ve kıskançlığı körüklemekten başka bir işe yaramayacağını da anlamış oluruz.
Annenin hamile olduğunu fark ettiği veya bir kardeşinin doğacağını duyduğu
andan itibaren çocuğun içinde kıskançlık tohumları filiz vermeye başlar.
Doğum yaklaştıkça annenin yükü artar, yorgunluk ve halsizlik belirtileri
baş gösterir. Çocuğunu kucağına alamaz, eskisi kadar ona zaman ayıramaz.
Bebek için iç çamaşırı, kundak, elbise ve yatak takımı gibi ihtiyaçlar
satın alınmakta, hazırlıklar devam etmektedir. Bütün bu gelişmeler ve
kendisine gösterilen ilginin azalması çocuğu derinden sarsar. Kafası sormaya
korktuğu sorularla ve şüphelerle dolar. Annesinin sevgisini denemek için
olmadık isteklerde bulunur, huysuzlaşır, mızmızlanır, ağlar. Bu sınamalar
karşısında anne memnuniyetsizlik gösterdikçe çocuğun huzursuzluğu artar.
Asıl fırtına ise, anne kucağında bir bebekle eve döndüğünde kopacaktır.
Bazı anne babalar, çocuğun doğacak kardeşine karşı kıskançlığını en aza
indirmek için aşırı bir ilgi ve sevgi gösterişine girer. "Sen her
zaman bizim biricik çocuğumuz olarak kalacaksın, sana olan sevgimiz hiçbir
zaman azalmayacak" derler. Yeni hediyeler alırlar; ayrı odada yatıyor
ise kendi yatak odalarına alır, aralarında yatırırlar. Bütün bu yapay
çabalara gerek yoktur, çünkü bir işe de yaramaz, aksine çocuğun şüphelerini
artırır.
Kardeşler arasındaki yaş farkının kıskançlığa
etkisi var mıdır?
*Kıskançlık derecesinde
rol oynayan bir başka etken de kardeşler arasındaki yaş farkıdır. Yaş
farkı az olan kardeşlerde kıskançlığın görülme sıklığı, yaş farkı fazla
olanlara oranla biraz daha yüksektir.
*Dışarıdan insanlar
ve akrabalar da bazı olumsuz düşüncelerin doğmasına neden olabilirler.
Kendisinden büyük bir kız kardeşi olan çocuğa saçlarının neden ablası
gibi kıvırcık olmadığını sormak, ablaya da kardeşinin boyunun onu yakaladığını
ve yakında onu geçebileceğini söylemek (sanki bunlar kötü bir şeymiş gibi)
hem gereksiz hem de olumsuz etkileri olan yaklaşımlardır. Çocukların birbirleriyle
rekabete girmelerini, kızgınlık duymalarını sağlayabilir.
*Anne-babanın anlaşmazlığı,
çocukların taraf tutmaya zorlanması. Anlaşamayan ebeveynler kendilerine
yakın gördükleri çocukla daha iyi ilişkiler geliştirebilir. Bu da aile
içersinde kutuplaşmalara neden olduğu gibi kardeşler arasında da kıskançlığa
neden olabilir.
BELİRTİLER:
*Çocuklar eve gelen
yabancıya farklı tutumlar sergileyebilir;
*Çocuklar sevgi gösterilerinde
bulunabilir (annenin kendisinden tümüyle uzaklaşmaması için onun yanında
yer alır)
*Abartılı sevgi gösterileri
(alttaki duyguları ele veren davranışlarla birliktedir; kardeşinin yanağını
okşarken biraz fazla sıkar, ağlatacak ölçüde kucaklar, kaza ile yere düşürür)
Bir çocuk yeni doğan kardeşine karşı aşırı sevgi tezahürleri sergiliyor
ise, kesinlikle rol yapıyordur ve bunun sebebi de anne babadır. Çünkü
anne baba ona iyi çocukların kardeşini kıskanmaması ve sevmesi gerektiğini
söylemişlerdir. Çocuk anne babasını memnun etmek için kıskandığı halde
kıskanmamış gibi davranarak gerçeklerden kaçmakta, kaçış mekanizması olarak
kıskançlığını sevgi ile yücelterek inkâr yolunu seçmektedir. "Ne
cici, ne tatlı bir bebek değil mi anne? Aman dikkat et, öyle tutma, kardeşimi
düşürürsün!" diyerek kardeşini seven ve koruyan bir rol takınır.
Ancak çocuk zamanla, yine anne babanın davranışlarına bağlı olarak, bu
kaçış mekanizmasının işe yaramadığını görecek; bastırdığı kıskançlık duygusu
bütün şiddetiyle davranış bozukluğu olarak ortaya çıkacaktır.
Ortaya çıkan davranış bozuklukları nelerdir?
*Davranış bozukluğu olarak
ortaya çıkan kardeş kıskançlığını anne babaların teşhis etmesi kolay değildir.
'Mutlu çağa dönüş arzusu' adını verdiğimiz davranış bozukluğu en sık görülen
kardeş kıskançlığı belirtilerindendir. Düzgün konuşan üç-dört yaşlarındaki
bir çocuk birdenbire bebeksi konuşmaya başlar. Büyük ve küçük tuvalet
ihtiyacını haber verdiği, hatta kendi başına giderebildiği halde altını
ıslatmaya başlar. Uyku bozuklukları, parmak emme, içe kapanıklık, iştahta
azalma başgösterir.
*Anne baba ortaya çıkan
huysuzluklar, yaramazlıklar, bebeğin canını acıtmalar ve davranış bozuklukları
karşısında sert tavır alır, ceza yoluna başvurursa; ortaya yeni ve daha
ciddi davranış bozuklukları çıkacaktır.
*Çocukta etkilenmemiş
gibi davranma (bebekle ilgili görünmeyen huysuzluklar, hırçınlıklar, tutturmalar,
isteği yapılmadığında ağlama, tepinme)
Etkilenmemiş gibi davranma her zaman kıskançlık
göstergesi midir?
Her çocuğun kardeşine tepkileri bireysel farklılıklar gösterecektir.
Eğer ona olan sevginizin değişmediğini hissettirmek konusunda başarılıysanız,
kendisini bebek tarafından ikinci plana düşürülmüş hissetmeyecektir. Ancak
bebek, bir sorun olacak kadar büyüyünce yaklaşımının değişmesine de hazırlıklı
olmak gerekir.
Öte yanda gerçek duygularını bastırıyor olması da olasıdır. Teşvik edilebilir,
o konuya girmezse siz girin; "Büyük abla olmak nasıl?, Evde bebek
olmasının hoşuna giden yönleri neler?,Hoşuna gitmeyen yönleri neler?"
gibi.
*Ağır kıskançlık durumlarında
büyük kardeş küçük kardeşe fiziksel zarar da verebilir. Anne babalar bu
konuda daha dikkatli davranmalı, çocuğu küçük kardeşiyle yalnız bırakmamalı,
gerekirse uzmandan yardım almalıdırlar.
*Evden ayrılmayı reddetmeyle
birlikte (Örn: okula gitmek istememe) baş ağrısı, mide bulantısı gibi
psikosomatik belirtiler, (emin olmak için fiziki muayene yaptırılmalıdır)
huzursuzluk, isteksizlik ve diğer stres belirtileri gözlenebilir.
*Anne babaya sık sık
onu sevip sevmediklerini sorma ve sevgilerinden bir türlü emin olamama
yaşanabilir.
*Hem gün içinde hem
de geceleri aşırı sinirli olurlar. Huzursuz bir görünümleri vardır, sakinleşmekte
zorlanır ve kimi zaman çevrelerindeki insanlara öfkeli davranabilirler.
Kendine ya da eşyalara yönelik saldırgan davranışlarda bulunabilirler.
ÖNERİLER:
*Çocuklar sözlerden değil
davranışlardan öğrenmektedirler. Anne-babalar saygı, sevgi ve sorun çözme
konularında çocuklarına örnek oldukları sürece, kardeşlik ilişkileri sağlıklı
olarak gelişir. Ebeveynler olarak kavgacı tutumlar sergilememeliyiz. Birbirlerine
ve çevrelerine düşünceli ve ilgili olan anne-babaların çocukları da sevgi
dolu ve düşünceli olur.
Her çift zaman zaman tartışır ve bu doğaldır. Ancak çocuklarınızın önünde
yakışıksız tartışmalara girmeyin. Kendileri de anlaşmazlıklarını aynı
kötü örneğe dayanarak çözmeye çalışacaklardır.
*Birbirlerine nasıl davranmalarını
istiyorsanız çocuklarınıza öyle davranın. Saygılı davranın, özel yaşam
haklarına saygı gösterilen çocukların, diğer kişilere hatta kardeşlerine
de benzer şekilde davranma olasılığı yüksektir. Dayak yiyen çocukların,
kardeşlerine düzenli olarak fiziksel şiddet uygulamaları olasıdır.
*Kardeşi doğmadan önce
ona anlayabileceği bir dilde aileye yeni bir üyenin geleceği, evdeki ortamın
her zamankinden daha heyecanlı ve karışık olabileceği, örneğin eve sık
sık misafirlerin gelip gideceği, annenin hem yorgun olacağı hem de bebekle
daha çok vakit geçirmek zorunda kalacağı, çünkü küçük bir bebeğin gereksinimleri
olduğu ama aynı şeylerin o doğduğunda da yaşandığı ve her şeyin zamanla
tekrar düzene gireceği anlatılabilir. Böylece çocuk psikolojik olarak
daha hazırlıklı olacaktır. Bunları anlatmak için son ana kadar beklenmemelidir.
*Hamilelik döneminde
babası ya da başka bir aile üyesi (anneanne, babaanne) büyük çocuğun bakımıyla
ilgili yemek yedirme, banyo yaptırma, uyutma gibi işlere başlayabilir.
Böylece anne hastanedeyken ya da bebekle meşgulken çocuk kendini ihmal
edilmiş hissetmez ve yaşantısının değiştiği fikrine kapılmaz.
Fakat bizlerin dışında olan yani dışardan insanlar
var. Bu insanların çocuklar üzerinde olumsuz etkileri olabiliyor. Neler
yapmalıyız?
*En iyi niyetli misafirler
bile sadece bebekle ilgilenip büyük çocuğu unutma eğilimi içindedirler.
Yakınların yalnızca bebekle ilgilenmemelerini, büyük çocuğa da alışık
olduğu tarzda ilgi ve sevgi göstermelerini söylemek, "Kardeşin doğunca
senin pabucun dama atıldı" gibi sözler söylememeleri konusunda uyarmak
işe yarayacaktır.
Eve yeni bebeği görmek üzere konuklar geldiği zamanlarda, büyük kardeşle
özellikle ilgilenin. Bebeğe getirilen hediyeleri onun açmasına , konuklara
bebek odasını gezdirmesine izin verin.
Bebekle ilgili işlerde diğer çocuktan yardım
istemek doğru mudur?
*Bebekle ile ilgili işlerde
çocuktan yardım istenebilir. Örneğin bebeğe isim seçme, biberonunun soğutulması,
oyuncak ya da giysi seçimi, bebek odasının düzenlenmesi gibi konularda
büyük çocuğun katılımı sağlanabilir. İlgi göstermiyorsa yardımcınız olmaya
zorlamayın; yardım ederse mutlu olacağınızı söyleyin ama ısrar etmeyin.
Fazla sorumluluk yüklemeyin, hiçbir zaman, birkaç saniye için bile, ikisini
yalnız bırakmayın.
*Anne-baba olarak yapılması
gereken, çocuğa kıskanç olmamayı öğretmek değil, kıskançlık hissettiğini
fark etmesini ve bu duygusunu nasıl ifade edebileceğini öğretmektir.
Bunun için ilk adım, anne-babanın bu duyguyu tanımaları ve kendilerinin
doğru tepkiler vermeleridir. Çocuğun duygularını tanımaya yardım edilmeli.
Hiç bir duygusunun kötü olmadığı, kıskançlık hissettiği için kötü bir
çocuk olmadığı açıklanmalı. İyi bir dinleyici olarak, çocuğun hissettiği
duyguları ifade etmesi sağlanmalıdır.
İkinci adım, çocuğun kötü dilekleriyle, "keşke hiç doğmasaydı"
ya da "buradan gitse, ölse" gibi, yüzleşmesini sağlamaktır.
Bunu, "kardeşinden kurtulmak mı istiyorsun" ya da "o buradan
gitse daha mı iyi hissedeceksin" gibi sorular sorarak, ona olumsuz
duygularını fark ettirmektir. Yargılamadan dinlerseniz ,çocuğunuz yalnızca
kötü duygularından değil, aynı zamanda kardeşine kızması karşısında göstereceğiniz
tepkinin korkusundan da kurtulur.
Üçüncü adım, eğer çocuk okul öğrencisi ise ona duygularını yazdırmak olabilir.
Eğer daha küçükse, kardeşi ile ilgili duyguları hakkında resim çizdirilebilir
veya oyuncak bebekler kullanılarak hikaye oluşturması sağlanabilir. Bu,
çocuğun duygularını ifade etmesine yardımcı olacak, duygularını kardeşine
vurarak ya da canını yakarak göstermesini engelleyecektir.
*Davranış ve sözlerimizle
çocuğun kıskançlık duygusunu empati ile karşılayacağız, yani kendimizi
onun yerine koyarak anlayış göstereceğiz. O zaman çocuk kıskanma duygusunun
kötü bir şey olmadığını düşünüp rahatlayacak, suçluluk kompleksine kapılmayacaktır.
Kardeşinin ağlamalarına sinirlendiğini ve onu sevmediğini söyleyen bir
çocuğa annesi şöyle yaklaşabilir: "Demek kardeşinin ağlamalarına
kızıyorsun? Doğrusu ara sıra ben de kızıyorum, özellikle geceleri ağlayarak
beni uykudan uyandırdığı zaman. Ancak ben onun annesiyim ve ona bakmak
zorundayım. Sen de küçükken böyle ağlıyordun ve ben sana da annelik görevimi
yapıyordum. Bazen birilerine kızmamız onu sevmediğimiz anlamına gelmez"
ya da "ben de kardeşim doğduğunda böyle düşünmüştüm." Çocuk
annenin bu anlayışlı yaklaşımı karşısında sevmek kadar kızmanın da normal
olduğunu öğrenecek, duygularını inkâr ve bastırmak yerine tanıma fırsatı
bulacaktır.
* Kardeşinin giyebileceği,
ona küçük gelen giysileri ve oynayabileceği oyuncakları beraber ayırmak
işe yarayabilir, fakat vermek istemediği şeyler konusunda zorlanmamalıdır.
Kendine ait sevdiği bir şeyin kardeşine verilmesi çocuğu üzebilir ve kıskançlığını
arttırabilir.
*Ailenin bütün olduğu
duygusu herkes tarafından hissedilmelidir. Bunun için bütün ailenin birlikte
yapabileceği, gezinti, piknik, alışveriş, film izleme gibi etkinliklere
yer verilmelidir.
*Sevgi ve ilginin dağılımında
dengesizlik yaşandığı takdirde büyük çocukta kıskançlık had safhaya çıkabilir.
Anne babalar büyük kardeşe verdiği değer, ayırdığı vakit ve yaptığı iltifatlarla
bu dengeyi sağlayabilirler. Fakat iltifat ve ilgi abartıya kaçarsa bu
da çocuğu şımarıklığa sürükleyebilir.
*Talimatları açık vermek
çok önemli. "Kardeşine iyi davran" yerine "Kardeşine oyuncağı
ver" demek daha belirleyicidir. Çünkü "iyi" kelimesi herkes
için farklı şeyler ifade eder.
*Olumsuz uyarılar yerine
olumlu uyarıları kullanılmalıdır. "Kavga etmeyin" yerine "İyi
geçinin" demeliyiz. "İyi geçinin" derken ne demek istediğinizi
tanımlayın.
Övgü etkili midir?
*Olumlu davranışlara odaklanmak
çok önemli. Özellikle çocuğun yaşı büyüdükçe, yaptığı olumlu davranışları
kanıksar, zaten sorumluluğu, yapmak zorunda artık diye düşünerek, olumlu
geri-dönüt vermeyiz. Bu yüzden, çocuğumuza övgü kullanmazken, sürekli
azarlıyor, eleştiriyor, yargılıyor konumunda oluruz. Çocukların yaptıkları
olumlu davranışlara dikkat edip, onları öne çıkarmalıyız. Övgü alan davranışların
sayısı artarken, olumsuz davranış sayısı azalacaktır. Övgü en etkili kozdur.
Kavga ettikleri zamanlarda duymazlıktan gelmek, iyi geçindikleri zamanlarda
da övgü ile "İyi geçindiğiniz için teşekkür ederim" veya "Ne
kadar iyi anlaşıyorsunuz" gibi cümleler söyleyin. Bu durumda iyi
geçinme konusunda yüreklendirilmiş olacaklardır. İyi oldukları zamanları
yakalayın. Dikkatinizi çocuklara yöneltmek için, bir kavga çıkmasını beklemeyin.
Kavga anne babanın ilgisini çekmenin denenmiş ve kanıtlanmış bir yoludur.
*Çocuğumuzu överken de
eleştirirken de kişiliğine değil, davranışına yönelmeliyiz. Çocuğumuzun
davranışlarına kızıp, "aptal, salak, düşüncesiz, sorumsuz" gibi
kişiliğe yönelik etiketler koyarız. Bu şekilde, çocuk bu etiketleri sahiplenir
ve bunlara uygun davranmaya devam eder. Halbuki, davranışa yönelip onun
olumsuz yanlarını, bizi duygusal olarak nasıl etkilediğini açıklarsak,
çocuğu davranışlarını değiştirmeye yönlendiririz.
Çocuklar kavga ettiği zaman neler yapmalıyız?
*Birbirlerine ya da çevrelerine
zarar vermedikçe, çocuklarınızın kavgalarına karışmayın. Durum çıkmaza
girerse, öncelikle çocuklarınızın öfkesini kabul edin. Çocuklarınızı dikkatle
dinleyin ve onlara geri bildirin. Onların sorunlarını çözebileceklerine
emin olduğunuzu, onlara güvendiğinizi söyleyip odadan ayrılın. Kendi başlarına
bir çözüm bulamazlarsa, bulmalarına yardım edin. Eğer birbirlerini incitiyorlarsa,
"çok öfkeli olduğunuz belli" diyerek onları ayrı odalara yönlendirip,
bu konuyu daha sonra konuşabileceğinizi söyleyebilirsiniz.
Kavgayı kimin başlattığıyla ilgilenmeyin. Bunu öğrenmeye çalışmak çocukların
birbirlerini suçlamasına yol açar. Kim başlatırsa başlatsın sonuçlarına
birlikte katlanmaları gerektiğini hatırlatın.
Kardeş anlaşmazlıkları ve kavgaları da anne babaları zor durumda bırakan
bir eğitim problemidir. Anne babalar genellikle küçüğü korumak, büyükten
anlayış göstermesini istemek gibi yanlış bir yaklaşımda bulunurlar. Küçük
de bunu kullanarak en ufak bir anlaşmazlıkta basar çığlığı: "Anne,
ağabeyim (veya ablam) bana vurdu!" Anne de oyuna gelerek büyüğe bağırır:
"Sana kaç defa kardeşine vurma dedim. Büyüksün, biraz anlayış göster!"
Genellikle küçük çocuk büyükle yarış hâlindedir, onun buyruğu altına girmek
istemez. Büyüğe güç yetiremediğinde ezilmişlik rolü oynayarak anne veya
babayı yardıma çağırır. Destek bulduğu zaman kavgayı kızıştırmaktan geri
durmaz. Kendi yaptığı haksızlıklarla kavgayı başlattığını söylemez, büyüğün
yaptıklarını sayarak duygu sömürüsü yapar. Anne babalar bu oyuna gelmemeli,
çok ileri gitmedikleri sürece kardeş kavgalarına karışmamalıdır. Anne
ve babanın arka çıkmadığını gören haksız taraf diğeri ile anlaşma yoluna
gider. Kimi anne babalar kavgada haksız tarafı bulmak ve âdil davranmak
için mahkeme kurar. "Önce sen anlat bakalım, kavga nasıl başladı?"
Daha biri anlatmaya başlar başlamaz diğeri lafa karışarak savunmaya geçer,
derken bir ağız dalaşı sürer gider. Baba veya anne de kızarak her ikisine
birden ceza verir. Tabiî, bu da çözüm getirmez, çünkü bir taraf hak etmediği
halde ceza alarak haksızlığa uğramıştır.
Aralarında hakem olmayın. Çocuklar, anne-babalarının kavgalarına karışmasında
onların diğer tarafı tuttuklarını düşünürler. Bu da rekabetin artmasından
başka bir işe yaramaz.
*Çok sık yapılan yanlışlıklardan
biri "Neden kavga ediyorsunuz?" sorusudur. Bu yapılan hatanın
haklı sebepleri varsa tekrar edilebileceğini söylemek olur.
Çocuklara har şeyi eşit olarak veremeyebiliriz.
Bu durum da sorun çıkmasına neden olabiliyor. Neler yapmalıyız?
*Her şeyin eşit olmasına
çalışmayın. "Ama Muhsin'e izin verdin, biz neden gidemiyoruz"
dediğinde "Üzgünüm, ancak kardeşinle kavgayı siz devam ettirdiniz,
bu yüzden Muhsin gidebilir. Ayrıca bu sizin kuralları bozmanızın bir sonucu"
diyebilirsiniz.
*Hediye olsun, kucaklama
olsun, çocuklarımıza vereceğimiz şeyin eşitlik açısından değerlendirilmesi
gerekmez. Sadece Nergis'in ayakları büyüdü, yeni spor ayakkabısı alınıyor
diye Jale'ye de yeni bir çift alınması gerekmez. Bir çocuğun sırf diğerine
yapıldı diye annesinin kucağında 15 dakika geçirmesine gerek yoktur. Kısa
vadede kardeşler arası çekişmeleri hafifletiyor görünse de, rekabet ve
karşılaştırmaların şiddetlenmesine ve artmasına yol açacaktır. Her çocuğun
o anki gereksinimlerine göre hareket edin ve hediyeleri, çocuğun kardeşine
ne alındığına göre değil, özel ilgi alanlarına göre seçin. Çocuklarınıza
adil davranmanın, onlara tamamen eşit davranmak anlamına gelmediğini bilin.
*Her çocuğunuzla yalnız
olarak ilgilenebileceğiniz zamanlar ayarlayın. Çocuklarınız, dikkatiniz
için her zaman rekabet etmek zorunda kalmazlarsa, kendilerini başka şeyler
için de rekabet etmek zorunda hissetmezler. Kıskanan çocukla mümkün olduğunca
nitelikli zaman geçirilmeye çalışılmalı, daha önce yapmaktan hoşlandığı
alışkanlıklarını gerçekleştirmesine olanak verilmelidir. Yeni gelen kardeşle
birlikte önceden gerçekleşen oyun parkına gitme, akşam yemeğinden sonra
hikaye okuma gibi etkinlikler birden bire son bulmamalıdır. Bu sayede
çocuk statü kaybına uğramadığını fark ederek özgüvenini yitirmeyecektir.
*Daha büyük olan çocuğun
özel yaşamını koruyun. Bir aile içinde yaşayan hiç kimsenin her istediğinde
yalnız kalabileceğinin garantisi yoktur, ancak her aile bireyinin, bazı
zamanlarda yalnız kalmaya hakkı vardır. Küçük kardeşinin uyuduğu veya
siz ya da bir aile bireyi tarafından oyalandığı bir sırada, daha büyük
olan çocuğun her gün belirli bir süre yalnız başına vakit geçirebilmesi,
onu diğer zamanla daha anlayışlı yapar.
*Daha büyük olan çocuğun
eşyalarını koruyun. Güvene ihtiyacı vardır. Hem onun, hem de küçük kardeşin
iyiliği için ( bir çok oyuncak küçük çocuklar için tehlikeli olabilir)
eşyaları küçüğün ulaşamayacağı yerlere koyun. Büyüğü oyuncakları ile işi
bittiğinde, onları kaldırarak güvenceye almaya teşvik edin. Küçük çocuk,
büyük çocuğun oyuncaklarını aldığında ona çıkışmayın, ancak büyük kardeşin
oyuncakları ile onun izni olmadan oynanmayacağını açıklayın. Bu mesaj,
büyük olasılıkla etkisini hemen göstermeyeceği için (büyüğün kendisini
daha iyi hissetmesini sağlar) her seferinde uzaklaştırmanız gerekecektir.
*Sakin bir zamanlarında
iyi geçinme kurallarını öğretin. Örneğin kavga sonucunun, ev işlerinden
birini yüklenmek olduğunu söyleyebilirsiniz. "Sizin iyi geçinmenizi
ve kavga etmemenizi istiyoruz. İyi geçindiğiniz sürece ailemizin kuralları
dahilinde istediğinizi yapabilirsiniz. Ama kavga ettiğinizde, kim başlatırsa
başlatsın ikiniz de iş yapacaksınız. Ya iş yaparsınız yada iyi geçinirsiniz.
Kararı kendiniz verin" diyebilirsiniz. Bu tutum kuralı bozan ve kavga
edenlere hem bir ders, hem yaptıkları bir hatayı düzeltme fırsatı, hem
de olumlu bir davranışta bulunma fırsatı sağlar. Bir hataya bir iyilik
prensibi de böylece hayatına yerleşmiş olur.
*Çocuklarınızın her birinin
yaşına uygun etkinlikler ve oyunlar bulmasına yardımcı olun. Böylece oyuna
ayak uyduramayan çocuğun diğerlerini kıskanmasına ve oyunu engellemesini
önlemiş olursunuz. Çocuğu kabiliyetlerini sergileyebileceği alanlara yönelterek,
sosyal aktivitelere katılmasına yardımcı olarak ilgisini kardeşinin üzerinden
çekmesini sağlayabilirsiniz ve böylece çocuğunuzun sosyal yönden gelişmesine
de yardımcı olursunuz.
Bunlar onu ev ortamından kardeşinden uzaklaştırmak değildir. Çocuğu sadece
yaşına uygun, yapabileceği aktivitelere yönlendirip, ona cesaret vermek,
başarısı sonucunda ödüllendirmek onun ilgisini başka yönlere çekmesine
yardımcı olacak, onu mutlu edecek, böylece kardeş kıskançlığının şiddetini
azaltacaktır.
*Çocuklarınızı birbirleriyle
hiçbir konuda kıyaslamayın. Çocuklarımızın doğru şekilde davranmalarını
sağlamak amacıyla "Kardeşin ne kadar uslu, sen neden öyle değilsin"
demek , sadece aralarında bir ayrışmaya, rekabete ve belki de düşmanlığa
bile yol açar.
*Mükemmel bir anne veya
baba olmaya çalışmayınız. Mükemmel insan olmadığı gibi, mükemmel anne
baba da yoktur. Mükemmel olmaya çalışan insan, yaptığı iyi şeylerden çok,
yaptığı hataları görme ve bunlardan pişmanlık duyma eğilimindedir. Çocuğuna
kızgınlıkla ceza veren ve sonradan pişman olan çok anne baba vardır. Biraz
önce ceza verdiği çocuğunu yanına çağırarak sever, bağrına basar. Bu ikilem
karşısında kalan çocuk neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğrenemez.
Metin olun. Çocukken sık sık kavga etmek, çocukların ilerdeki dostluklarını
tehlikeye düşürmez. Kavga eden kardeşlerin iyi arkadaşlar olarak büyümeleri
şansı, çocukluğunda barış içinde yaşamış çocuklar kadar yüksektir. Zamanla
anlaşmazlıklarını sözlü olarak çözmeyi öğrendiklerinde , bu şans daha
da artar.
Çocuklarınızın başarılı, dürüst, onurlu, hem kendilerine hem içinde yaşadıkları
topluma faydalı birer insan olmasını istiyorsanız, onların her türlü duygu
ve düşüncelerini ifade etmelerine; sadece entellektüel zekalarını değil,
duygusal ve ruhsal zekalarını da geliştirmelerine izin vermeniz gerekiyor.
Her şeyden önemlisi, anne ve babanın çocuklarıyla sağlıklı ve pozitif
bir iletişim kurmalarıdır. Bu şeklide, hem anne-baba tam bir model oluşturacaklar,
hem de çocuklarına kendilerini kabul edilebilir şekilde nasıl ifade edebileceklerini
öğretebileceklerdir. Çocuk yetiştirmedeki en önemli konuların başında,
anne ve babanın kendilerini mümkün olduğunda geliştirmeleri ve yeni fikirlere
açık olup, esnek davranabilmeleridir.
KAYNAKÇA:
*
A. Eisenberg, H.E. Murkof, S.E. Hathaway, Çocuğunuzu Büyütürken Sizi
Neler Bekler, Çev:
Dr. D.Tuncalı, epsilon yayınları, 2. Basım, 1999,
İstanbul
*
H. Yavuzer, Ana-Baba ve Çocuk, Remzi Kitabevi, 12. Basım, 1999,
İstanbul
*
www.iskenderpasa.com
*
www.saglık.tr.net
* www.zaferdergisi.com
* www.zaman.com.tr
* www.bebek.com
* www.cocukaile.com
|