AİLE İÇİ ŞİDDETİN
ÇOCUĞA ETKİSİ
(27 Mart 2003,Radyo Programı)
Yaşar
KUZUCU Psikolojik Danışman Mamak RAM
1.Ana Baba tutumları ve saldırganlık arasındaki
ilişkiyi nasıl açıklayabilirsiniz?
Çocukta veya ergende uyum ve davranış sorunları ile anababa tutumları
arasındaki ilişki, araştırmacıların üzerinde çok çalıştıkları konurlardan
biridir. Bu araştırmalar arasında, saldırgan davranış ile anababa tutumları
arasındaki neden sonuç ilişkisini ortaya koyan araştırma sonuçları geniş
yer tutmaktadır.
Bilindiği gibi ergenlik dönemi çocuk için hızlı bir bedensel ve ruhsal
gelişim dönemidir. Hızlı gelişimin yarattığı gerilim, bilgi ve deneyim
eksikliği ile de birleşir. Bu tablo, gencin sosyal düzene ve kurallara
uyum göstermesini zorlaştırabilmektedir. Aynı zamanda çevresinden toplumsal
kabul bekleyen genç, beğenmediği bazı kuralları yeniden düzenlemeyi
düşünür. Ergen, yaşı gereği kuralların sebebini kavrayamamaktadır. Büyüklerin
kurulu düzenini katı ve kalıplaşmış bulur, bunlara direnç gösterir.
Değişen dünya gibi değişen kuşakları da anlamamakta direnen yaşlı kuşaklar
da onu haklı çıkarmaktadır (Balcıoğlu, 2000).
Saldırgan davranışların oluşmasında taklit önemli bir süreçtir. Bir
çocuk yada genç öfke ve saldırganlık düzeyini kontrol edemeyen ve bunu
sağlıksız şekilde ifade eden ana babasını gözlediğinde, sözle saldırmayı,
insanlara bağırmayı ve katı bir şekilde eleştirmeyi öğrenir. Böylece
çocuğun ve gencin saldırgan davranışı, başkalarında gözlediği davranışlar
tarafından biçimlenir (Friedman, Sears ve Calsmith, 1989).
ABD'de 12-16 yaşları arasında erkek ergen suçlularla yapılan bir araştırmada
ergenlerin geldikleri aile çevresinin şiddete açık, öfkeli ve saldırgan
davranışları sık gösteren aileler oldukları bulunmuştur (Veneziana ve
Veneziana, 1992). Benzer şekilde, Yavuzer (1996) suç işleyen çocuklarla
yaptığı çalışmada çocukların büyük çoğunluğunun anababa baskısı ve fiziksel
şiddete açık ortamda yetiştiklerini belirlemiştir. Anne babanın arasındaki
ilişkinin niteliği çocuğun öfkeli ve saldırgan davranışlarıyla ilişkili
bulunmuştur. Eşler arasındaki ilişkinin bozuk olduğu ailelerde büyüyen
çocuklarda şiddet ve saldırganlık eğilimi, daha sık görülmektedir (Santrock,
1983). Anne ve babaların, birbirlerine ve çocuğa karşı hoşgörüsüz davranmaları,
çocukların ve gençlerin hoşgörüsüz olmasına yol açmaktadır. Azarlanan,
sürekli cezalandırılan ve dövülen çocuk kendisini değersiz bulmakta,
kendisini değersiz bulan çocuk da kendine ve başkalarına karşı saldırganca
davranabilmektedir (Özdoğan, 2000).
Bandura ve Walters'in 1959' da yaptığı araştırmalar, ana babanın uyguladığı
otoriteye dayalı katı disiplinin çocukta saldırganlık ve başkaldırma
gibi olumsuz tutumları ortaya çıkarttığını göstermektedir. Nitekim bugünkü
araştırmalar da, ana babanın kısıtlayıcı, çocuğa özgürlük tanımayan,
kendi düşüncelerini empoze eden ve onun adına kararlat- alıp uygulamaya
çalışan katı tutumlarının, çocukta isyankarlığa ve saldırganlığa neden
olduklarını göstermektedir (Öztürk, 1990). Ayrıca çocuğa karşı dayakla
terbiyenin olduğu kadar, aşırı koruyuculuğunda çocuğu saldırganlaştırdığı
görülmüştür (Gürkaynak 1976).
Ülkemizde konu ile ilgili yapılan araştırmalardan bir olan Uluğtekin'in
(1977) ana baba tutumlarıyla çocukta saldırganlık ve bağımlılık eğilimi
arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmasında çocuğa karşı yargılayıcı
olan, fiziksel şiddet kullanan, çocuğu dinleyip anlamaya çalışmayan
annelerin çocuklarının güvensiz, tedirgin ve saldırgan davranışlar gösterdiği
bulunmuştur. Gürkaynak (1976), saldırgan davranışları büyüğü tarafından
ödüllendirilen çocukların, saldırgan davranışlarında artma olduğunu
tespit etmiştir. Bilal (1984)'de lise öğrencilerinde otoriter ve demokratik
olarak algılanan ana baba tutumlarının, Öğrencilerin uyum düzeylerine
etkilerini incelemiş ve demokratik bir aile düzeninde büyüyen çocukların
uyum düzeylerinin, otoriter ailede büyüyen çocuklarınkinden daha yüksek
olduğunu bulmuştur. Petit ve arkadaşları (1997) okul öncesi çocuklarda
ve ailelerinde yaptıkları çalışmalarda çocuklardaki saldırganlığın,
problem çözme örüntüleri ve annelerinin sert disiplin uygulamaları ile
ilintili olduğunu görmüştür.
Üniversite öğrencileri üzerinde yapılan bir araştırmada demokratik ve
otoriter olarak algılanan ana baba tutumlarının öğrencilerin bağımsızlık,
duyguları anlama, yakınlık, başatlık, kendini suçlama, saldırganlık
düzeylerine etkisi incelenmiştir. Sonuçlara göre ana babalarını demokratik
olarak algılayan Öğrencilerin bağımsızlık, duygulan anlama, başatlık
düzeyleri, ana babalarını otoriter, annelerini demokratik babalarını
otoriter ve annelerini otoriter babalarını demokratik olarak algılayan
öğrencilerinkinden daha yüksektir. Buna karşı kendim suçlama ve saldırganlık
daha düşüktür (Öztürk,1990). Hatunoğlu (1994), Erzurum'da bulunan 5
lisenin son sınıf öğrencileriyle yaptığı çalışma sonucunda, otoriter
ana baba tutumunda yetişen gençlerin katı kuvvet uygulayıcı ve ihtiyaçlarına
karşı duyarsız olunması nedeniyle, hem demokratik ve hem de ilgisiz
ana baba tutumlarında yetişenlere oranla daha saldırgan eğilim içinde
olduklarını belirlemiştir.
Baumrind'in yaptığı araştırma sonuçlan da göstermektedir ki, çocukta
olumsuz davranışlara neden olan otoriter tutumda yetişen çocuğun davranışları
ana baba tarafından sürekli olarak denetlenir. Sadece kendileri için
doğru olanı çocukları içinde doğru kabul edip çocuğun ilgi ve isteklerini
göz ardı eden bu yaklaşım, çocukta saldırgan ve başkaldırıcı davranışlara
zemin hazırlar (Akt. Öztürk, 1990).
Araştırmalar, algılanan denetim odağının problem davranışlarla ilişkili
olduğunu göstermektedir. Japonya'da yapılan bir araştırmada, dış denetime
önem veren anababaların çocuklarının daha saldırgan ve suça daha eğilimli
oldukları bulunmuş, çocuklara yeterli benlik kontrolü kazandıramamanın
bunda etkili olduğu düşünülmüştür.
William ve Vantress (1969)'in 235 üniversite öğrencisi üzerinde yaptıkları
çalışmada, denetim odağı ile saldırganlık arasındaki korelasyon incelemiş,
dış pekiştiricilere inanan bireylerin iç pekiştiricilere inanan bireylere
oranla saldırganlık ölçeğinden daha yüksek puan aldıkları saptanmıştır
(Akt. Koksal, 1991). Köksal (1991) Karadeniz Teknik Üniversitesi Eğitim
Fakültesi son sınıfında okuyan 196 öğrencide denetim odağı ile saldırgan
davranış arasındaki ilişkiyi incelediği kendi araştırmasında, dıştan
denetimli bireylerin içten denetimli bireylerden daha saldırgan oldukları
sonucuna ulaşmıştır.
Bazı araştırma sonuçlarına göre. ise, ilgisiz ve tutarsız davranan anne
ve babaların çocuklarında saldırgan davranışların fazla olduğu görülmektedir.
Öfke kontrolü zayıf ve saldırgan davranan gençlerin genellikle aile
içinde sosyalleşmelerinin yetersiz olduğu düşünülmektedir. Ergenin bu
tür davranışlarının nedeni olarak özel bir ebeveyn davranışı saptanamamasına
rağmen, ebeveynlerin ilgisiz ve tutarsızlığından dolayı saldırgan gençlerin
kabul edilebilir ve kabul edilemez, davranışları arasındaki sınırı anlayamaz
hale geldikleri görülmektedir (Santrock, 1983).
Bazı aileler saldırganlığı kendini savunmak için öğretirken, çoğu^aile
yaptıklarını saldırganlığı öğretmek olarak algılamaz. Aileler saldırgan
yada yaramaz davranışı kontrol etmek amacıyla verdikleri cezalarda,
farkında olmadan saldırgan davranışların hayata geçmesine katkıda bulunurlar
(Tuzgöl, 1998). Nitekim araştırmalar çocuklarının kötü davranışlarım
cezalandırmak isteyen anne ve babaların aslında bu davranışları pekiştirmekten
ileriye gidemediğini göstermektedir. Buna göre övülen iyi davranışlar
çocukları tarafından nasıl öğreniliyorsa cezalandırılan kötü davranışlarda
öğrenilebilir^ Burada önemli olan davranışın altının çizilmiş olmasıdır
(Zülal, 2001). Bir davranış ödül ile güçlendirilirken, ceza ile ortadan
kaldırılabilir. Ancak burada asıl ceza, o davranışın sonunda ortaya
çıkacak olumsuz durumun kendisidir. Bir davranış sonucunda ortaya çıkan
olumsuzluk bir yanıt iken, cezalandırmak bir uyaran oluşturabilmektedir.
Ceza, cezalandırılan tarafından kendine bir saldırı olarak algılanabilir,
hatta karşı atağa geçme isteği uyandırabilir. Davranış sonucu ortaya
çıkan olumsuzluk, davranışın devamı önleyici bir etkiye sahipken, cezalandırmak
davranışın tekrarı için bir uyarıcı oluşturmaktadır. Nitekim Keskin
ve arkadaşlarının (2000) bir grup ergen üzerinde ailelerin benimsediği
terbiye yöntemine çocukların tepkisini incelediği araştırmada, azar
ve dayağın, sadece %2 oranında caydırıcı etkiye sahipken, deneklerin
%32'sinde nefret ve intikam arzusu uyandırdığı görülmüştür. Benzer şekilde
Savaşır (1975), tarafından çocuklardaki saldırganlık ve kışkırtıcı tutumlarla
ilgili değer yargıları üzerine yapılan, bir araştırmada, üç ayrı yaş
grubu alt ve üst olmak üzere iki ayrı sosyo-ekonomik düzeyde incelenmiş,
saldırgan davranışların oluşumunda ana baba tutumlarının, ceza ve pekiştirme
gibi normların birlikte etkili olduğu sonucuna varılmıştır.
Okman, ergenler üzerinde yaptığı araştırmada ergenlerin dışa vurulmuş
öfkelerinin mine babalarının eğitim düzeyine göre farklılaştığını bulmuştur.
Anneleri yüksek öğrenim mezunu olan ergenlerin, ilkokul mezunu veya
okur yazar olan ergenlere oranla dışa vurulmuş öfkeyi daha rahat ortaya
koyabildikleri saptanmıştır. Diğer yandan babaları yüksek öğrenim görmüş
ergenlerin öfkelerini kontrol altında tutma düzeylerinin daha yüksek
olduğu görülmüştür (Okman, 1999).
Son yıllarda, çocuklukta ve ilk ergenlikte saldırgan davranışların gelişmesinde
aile, okul, akran grubu ve toplumun etkisini gösteren araştırma sayısı
giderek artmaktadır. Sonuçlar aile yapısı ve erken çocukluktaki arkadaş
ilişkilerinin okulda sosyal olarak dışlanmada ve kişiler arası ilişkilerde
saldırgan davranmada etkili olduğunu göstermektedir (Fraser, 1996).
Baskıcı ve kötü ebeveyn çocuk ilişkisi çocukta saldırgan davranışların
gelişmesine yol açtığı için, çocuk akranları arasına katılmakta da sorun
yaşayabilmektedir. Çevresindeki arkadaş grubuna alınmayan çocuk kendisi
gibi saldırgan çocuklardan oluşan ve kabul gördüğü bir arkadaş grubuna
katılır. Bu arkadaşlık bir kez oluştu mu diğer ergenlerde olduğu gibi
ortak eylemlere katılarak birbirlerini ödüllendirmiş olurlar. Ancak
bu arkadaşlık, birlikte çok vakit geçirmelerine rağmen diğer ergenlerin
arkadaşlıklarına oranla duygusal açıdan pek yakın olmamaktadır (Steinberg,
1999).
Ergenlik ve arkadaşlıklar üzerine uzun süredir çalışmalar yapılmaktadır.
Bu çalışmalarda, ergenlerin benzerlik nedeniyle mi birbirlerini seçtikleri
(seleksiyon), yoksa birbirlerini etkileyerek benzer hale mi geldikleri
(sosyalizasyon) ya da her ikisinin kombinasyonun mu etkili olduğu üzerinde
durulmuştur. Anababalar çocuklarının yanlış davranışları için arkadaş
gruplarını suçlama eğilimindedir. Ancak bu araştırmalar göstermektedir
ki, seleksiyon ve sosyalizasyon hap kullanımında aynı derecede etkiliyken,
saldırganlıkta ve çocuk suçluluğunda seleksiyon, başka bir ifadeyle
kendisi gibi kişileri seçme, daha etkili olmaktadır (Steinberg, 1999).